AKLIMA GELMİŞKEN

Turban ve Hamile Savunma Bakanlari

Biliyorum turban lafindan icinize bayginliklar geldi.

Farkli seyler okumak, tartismak isterdiniz. Mesela, kabinesinin yarisindan fazlasina (17 bakandan 9'unu) kadinlari atayan Ispanyol basbakani gibi bir basbakanimiz olsaydi, bugun ne tartisiyor olabilirdik?


Dunyanin en onemli hamile kadinini mesela. Hayir, Angelina Jolie degil!


Su anda Ispanya'da 8 aylik hamile olan  ve  savunma konusunda hic bir deneyimi olmayan bir kadin Savunma Bakani. Genel kurmay baskaninin, tum ordunun dogrudan bagli oldugu kadin.



21. yuzyilin ikonik imgelerinden biri olmaya aday fotograf.  Ispanyol Savunma Bakani Carme Chacon, Madrid'de askerleri teftis ediyor.


7 aylik hamile bir kadinin Savunma Bakani olmasi uygun mudur?  Tartisirdik. Ben burada, uygundur derdim. Muhafazakarlar kudururdu. Ben burada Uluslararasi Iliskiler teorisinde feminizmin yerini ve kuramlarini anlatabilirdim.

Ispanyol olsaydik, ornegin, sirket yoneticilerinin %40'inin kadin olmasini zorunlu kilan yasanin faydalarini ve zararlarini tartisiyor olurduk. Kimileri yeterli degil derken, kimileri fazla ileri gidiliyor derdi.

Bugun, Ispanyollar bize oyle luks gelen konulari tartisirlarken, biz de bir kadinin araba kullanma hakki var midir, kendi sectigi gibi giyinme hakki var midir, bunu tartisiyoruz.

Turbandan neden korkuyor laikciler? Turbanin bir belirti oldugunu bildiklerinden. Bir cok kadinin, yasami uzerinde, ailesi uzerinde hic bir soz hakki olmadigini bildiklerinden. Bu onlari korkutuyor. Turbani kendi yasadiklari alanlardan uzaklastirirlarsa, o kadinlari gormezlerse, sorun da cozulur diye umuyorlar. Iste asil saflik budur. Belirtiyi yok etmekle, o belirtiyi ortaya cikaran sorunu teshis ve tedavi etmeyi birbirine karistirmaktir.

Hani, Ezop'un bir hikayesi vardir, cok sevdigi arkadasini rahatsiz etmesin diye uyurken arkadasinin alnina  konan sinegi,  bir kayayla  ezen ayinin hikayesi. Arkadasi olur, ayi saskin ve uzgundur. Hikayenin (ya da fabil diyelim) kissadan hissesi akilsiz arkadas, dusmandan kotudur idi. Ancak, ben baska bir ders cikarmistim. Kaya ile sinek oldurmeye calisma! Yani soruna uygun cozum uret, yoksa, sorunu cozeyim derken, daha beter sorunlar cikmasin basina.


Turbani yasaklamakla, sinek oldurmek icin birinin kafasina kaya indirmek arasinda cok buyuk benzerlikler var. Birak kayayi ve sorunun kaynagina don. Sinek ureten bataklik ise, batakligi kurut.


Hayir, yanlis anlasilmasin, kesinlikle turbanlilari sinege falan benzetmiyorum. Ben bu ornegi her sorun icin kullanirim. Ben turbani sorun olarak dahi gormuyorum. Turbanla ozdeslestirdigimiz, korktugumuz zihniyet ise, sinekten bin beter. Belki de daha cok sinegin tasidigi sitmaya benziyor.


Yani bir avukat, doktor ise kadin, kendi parasini kazaniyorsa, evinde soz sahibiyse, bu kadinin basinda turban olmus olmamis ne farkeder. Dayak yiyorsa, kocasinin yari kolesi ise, maddi ve manevi ozgurlugu yoksa, basinda turban olmus olmamis ne farkeder.


Birakin turbani. Birakin kaya ile sinek avlamayi. Daha cesur olun. Sorunun adini koyun. Sorun, kadini okuzden asagida goren zihniyettir. Sorun, kadini gunahin bir araci olarak goren bakis acisidir. Kadina mal gibi bakan, ikinci sinif insan muamelesi yapan gorustur. Durust olun, bununla savasmaya hazir misiniz? Samimi olan kadinin esitligini istiyor musunuz?


Anlayin artik, turbani yasaklamak, ne kadinin yerini degistirecektir bu toplumda, ne basi turbanli kadinlari, ne basi turbanli kadinlarin kocalarini. Sadece gozunuz gormeyecek onlari. Bu mu tek dileginiz?


Bunu gormuyorsaniz, turban takma hakkini savunan biz demokratlari saflikla suclamayin. Biz "saf demokratlar", sadece bos yasaklarla yol alinamayacagini anlatmaya calisiyoruz. Demokrasi kayayla sinek avina cikmamanin rejimidir. Onu hatirlatmaya calisiyoruz.


00:27 - 16/5/2008 - yorum {0} - yorum yaz

Memleketimden Uzakta Insan Manzaralari

Taksiye bindik. Sofor gidecegimiz yeri sormak icin dondu. Turk oldugunu anladim. Nereden anladim bilmiyorum. Philedalphia'da bir takside, bir Turk'u gorur gormez, Turk oldugu nasil anlasilir? Neredeyse dik aciyla inen ensesi miydi, elini kolunu hareket ettirisi mi, giydigi gomlegin ustunde durusu mu; ama Turk oldugunu anlamam, bir saniyeden uzun surmedi. "Turk musunuz?" diye sordum. Elbette Turk'tu. Ordu'luydu. Gitmistim Ordu'ya. Kucuk, yesil, guzel, fakir bir sehir. Yesil kart cekilisine katilmisti oylesine. Ilk katilisinda cikmisti. Ziraat muhendisiydi. Isinden once 6 ay izin alip gelmisti. Buralari sevmisti, ailesini de alip, getirmisti sonra. "2 yil oldu. Cok memnunum buradan. Iyi ki gelmisim, hic donmeye niyetim yok" dedi. Hep Turkler'le calismisti, Ingilizce ogrenmemisti; "ama cocuklar su gibi ogrendi bile" diye ekledi. Amerika ne garip bir yer diye dusundum. Bir kuraya katilip, kazanan 72 millet insaninin, dunyanin dort bir bucagindan Turkiye'ye geldigini dusunsenize, hem de pek cogu tek bir kelime bile bile bilmeden geliyor, kendilerine hayat kuruyorlar, mutlu oluyorlar ve cocuklarini Turk olarak yetistiriyorlar. Dusunemezsiniz. Ben dusunemedim. 

"Memnun olmaniz ne guzel" dedim. Kiskandigimi anlamadi. Silayi dusundum. Vuslatla ayni kokten gelen kelime, yani kavusmak anlam kokeni. Silasiz yasayan herkesi kiskandigimi dusundum. Silasiz yasamak, yani evinden uzakta, ayri hissetmemek kendini, kavusmayi ozlemeden, donusu beklemeden yasamak ne guzel. Sila bir degil, yasadikca cogaliyor. Gurbet bir gun yeni bir sila oluyor. Insan once bahar gelince portakal ciceklerini ozluyor, sonra portakal ciceklerini ve erguvanlari. Bir gun yeni tasindiginiz sehirde, bir de bakiyorsunuz, ozlediginiz portakal cicekleri, erguvanlar ve manolyalar olmus. Manolyalari ozlemek, portakal ciceklerinin ozlemini azaltmiyor. Portakal cicekleri aciyor, sonra yesil mandalinalar, sirf sabirsizliktan bir de rahiyalarinin dayanilmazligindan eksi eksi yeniliyor silada. Ben de Arap bakkalindan portakal cicegi suyu aliyorum. Muhallebimin ustune damlatiyorum. Baharda Adana'nin sokaklari gibi kokuyor. Silalar cogaldikca, kavusmak imkansizlasiyor. Taksiciyi kiskaniyorum.

01:42 - 15/5/2008 - yorum {1} - yorum yaz

Ah Burma, Yuregimi Burma

Birmanya, nami diger Burma, bir siklonla perisan oldu. Onbinler olu, yuzbinler perisan. Halk ancak diktatorluklerde gorulebilen bir cesit perisanlik yasiyor. Doganin degil, zulmun perisanligini.

Birlesmis Milletler (BM) yardim yapmak istiyor. Neredeyse yalvariyor Burma cuntasina. Generaller, rusvet vermezseniz, dagitmayiz yardimi diyorlar.

BM, yardimlar bir an once ac, bilac, ilacsiz, olumle pencelesen halka ulassin istiyor. Generaller, yardimlara el koyuyor. Bir kismi ic ediliyor. Geri kalanlar, BM paketlerinden cikartilip, tek tek yeniden paketleniyor. Halka gecikmeli olarak, devlet yardimi diye dagitiliyor.

BM, yardim gonderiyor. Devlet, bu yardimi referandum oncesinde, oy tehditi olarak kullaniyor. Anayasaya hayir derseniz, yardim alamayacaksiniz.

Insanlik oluyor Burma'da. Dovulen, oldurulen rahipler sayesinde tanismistik Burma'nin guzide generalleriyle kisa bir sure once. Ama su anda surdurulen vahseti akil almiyor, yurek kabullenemiyor. Dusmanima reva gormeyecegim seyleri, bir insan, bir lider nasil kendi halkina yapar? Yok, akil almiyor.

Ama bir yandan da aliyor. Zulmun bir siniri, bir tavani yok. Kapali rejimlerde zulum dallaniyor, busaklaniyor. Dunya tarihinde, aclik yasayan bir demokrasi yok. Ne kadar fakir olursa olsun, ne gibi dogal felaketler yasanirsa yasansin, aclik demokrasilere ugramiyor. Cok uzun boylu bir demokrasiye de ihtiyac yok hem, en ucuzundan, en basit modeli yetiyor acligi engellemeye. Demokrasi, canavarligi barindiramiyor bunyesinde uzun sure.

Demokrasi bir luks degil, bir zaruret. Burma bir ders, insanlarin canavarca seyler yapabileceginin gozumuzun onunde dikilmekte olan aniti. Acimasizligin, canavarligin reklam panosu.

Ve dunya izliyor. Ve dunya yine hic bir sey yapamiyor. Cunku Burma bagimsiz bir devlet. Ve o devletin insanlarina ne yaptigina fazla karisma hakkimiz yok. Yuzbinlerce insan, evsiz, ilacsiz, yemeksiz bekliyor. Mutlaka, mutlaka bir yasa var ulkelerinde, cuntaya ve Burma halkina hakareti suc addeden. Onlarin da bir 301'leri var, belki onlarinki 116 numarali yasadir. Ozu ayni, onemli olan bu. Ama karaborsada, yardim malzemelerini satarak kose donen canavar cuntacilari mahkemeye vermek de yasak mutlaka. Verilse de, onu yargilayacak bir mahkeme yok zaten, mutlaka.

Burmalilar acliktan oluyor. Neyse ki, Burma halkinin bolunmez birlik ve butunlugune halel getirecek bir sey soylemeye, soyleyeseler de duyurmaya firsat bulamadan oluyorlar. Muhim olan ilacsizliktan aci cekerek olen bebekler degil, milletin bolunmez butunlugu ve generallerin vatanperverliginin takdiridir sonucta. Burmalilar olse de, Burma yasiyor, Bati'ya teslim olmadan, bagimsizligini ve egemenligini sonuna dek koruyarak. Bebekler vatanperverce oluyor; anneler vatanperverce kahroluyor. Ve Burma, neyse ki, tum dunyanin milli birlik ve beraberligini bozmak icin oynadigi oyunlara gelmiyor. Anneler gununde, anneler, olen bebeklerine vatanperverce agliyor.

Annelerin cogunun haberi yok, 20. yuzyilda oldurulen insanlarin cogu savaslarda oldurulmedi. 20. yuzyilda insanlarin olumu, en cok, kendi devletlerinin elinden oldu. Vatanperverce insanlarini olduren devletler ve o devletlerin canavar calisanlarinin elinden. Halkini dusmandan korumaya calisan devletlerin elinden.

Burma bize hic almayacagimiz dersler veriyor. Icim rahat, anneler aglasa da, bebekler vatana kurban olsun, onemli olan su, Burma'nin milli birlik ve butunlugu bozulmuyor.

02:56 - 13/5/2008 - yorum {0} - yorum yaz

Hayatin Anlami Nedir ki?

Hayatin anlamina dair, ya da onu arayisima dair yazi yazamam. Herhalde, sunca yillik hayatimda, oturup bir kez bile adam gibi hayatin anlamini dusunmemisimdir. Dusunmek de garip degil de, uzak geliyor bana. Hadi yaz, hayatin anlami konulu bir kompozisyon deseniz, basima silah dayasaniz, iki satir yazi cikmaz. Hayatin anlamini sorgulamak mevhumundan tamamen yoksunum. Benim icin hic boyle bir soru ve sorun olmadi. Hayatin anlami, Macar salami. O kadar yani. Devamli bu anlami arayan arkadas ve ahbaplari simdi bloglardan takip ettikce, meraklandim, bende mi bir gariplik var? Var galiba. Hani sabahlayan ogrenci profili vardir. Yeni yetmedir, dunyayi kesfetmektedir, arkadaslariyla elinde bira/raki/sarap veya kek/cerez/kola/kahve esliginde sabaha kadar oturur felsefi konular tartisir. Soylediklerini ilk kez o soylemis gibi bir hava icindedir. "Cok derin mevzular" konusulur. Sabah ezaniyla yatilir ve gec kalkilip menemen, sucuklu yumurta falan yenilir. Sonra kimse ne konusuldugunu hatirlamaz bile. O zaman, ben o insanken ve derin mevzulari tartisip, kendimi feylosof sanarken dahi hayatin anlamini tartismadim. Tanri hakkinda konustum, zeka, mutluluk, adalet anlayislari, iliskiler, hatta bir gece sanatcilar daha derin mi hisseder, yoksa sadece hissettiklerini daha iyi mi ifade eder diye birbirimize bile girmistik. Emin olun, "cok okuyan mi, cok gezen mi daha cok bilir" sorusu ustune bile epeyce kafa yormusumdur. Bir ara nesiller arasi adalet hakkinda dusunmekten bir hal olmustum. Ama hayatin anlami deyin, tik yok. Belki de unuttum. Hayatla ilgili ne yazmaya kalkissam, birilerini tekrar ediyormusum hissine kapiliyorum. Hayatla ilgili ne okusam, bunu daha once okumustum ben hissi. Ve hayatimda ilk kez, hayatin anlamini hic merak etmememe takildim. Hayir, hala da meak etmiyorum isin tuhafi, sadece neden merak etmedigimi merak ediyorum.

Belki hayatin bir anlami olduguna ve o anlamin ne oldugunu bildigime o kadar eminim ki, dusunmuyorum bile.


Ama bence, ben hayatin bir anlami olduguna hic inanmadim. Olmadigini dusundugum bir anlami aramam da, anlamsiz olurdu elbet.

Ya da bunlar bahane, ben sadece sig bir insanim. Bu da neden, sadece kendime yazdigim gunluk yazilarinin dahi, "sabah peynirli yumurta yedim, bugun hava cok soguk ve yer yer yagisli, artik su yaz gelecekse gelsin"den oteye gidemedigini aciklar sanirim.

En iyisi mi ben, siyaset yazmaya devam edeyim.

22:03 - 12/5/2008 - yorum {3} - yorum yaz

301'e Karsi

301 bizim sucumuz. Tabii ki, devleti, iktidari suclayabiliriz. Elbette, iktidardir asil musebbib. O kanunlari gecirenler ve uygulayanlardir. Ama bizim de, yani demokrat oldugunu soyleyenlerin de sucu. Hic direnmedik.

301'den kac kisi yargilanmaktadir bugun?

Bilmiyorum.

Kaci hukum giydi?

Bilmiyorum.

Bilmek daha kotu sanki, bilinenler, olum tehditiyle yasiyor. Ama neden? Cunku yalnizlar. Biz onlari yalniz biraktik. Dink'i, Pamuk'u degil yalniz, hepsini yalniz biraktik. Biz uyuduk, demokrasi dusmanlari uyumadi.

Oysa, yapilacak cok sey var.

Her 301 davasina, hepsine gitsek, katilsak. Tek basimiza degil. 5-10 kisi de degil. Hayir, yuzlerce insanla da degil. Binlerce kisi katilsak her 301 davasina. Daha onemli olan davalara, 10 binler toplasak? 70 milyon insanin yasadigi bir ulkede, elbet, bir kac bin insan bulunur, her bir dava icin.

Binlerce insan, makeme salonundan, koridorlara, sokaklara tassa. Hic konusmasalar. Hic slogan atmasalar. Hic bir pankart tasimasalar. Siyahlar giyseler. Bir gosteri olmasa bu. Bir yuruyus degil. Sadece, bir davayi izlemeye gelmis insanlar olsalar. Ve sadece, uzerlerinde siyah kiyafetler,  orada dursalar. Hic bir sey yapmadan. Kameralara bile bakmadan. Gazetecilerle dahi konusmadan. Sadece dursalar orada. Her 301 davasinda.

Polis ustlerine saldirirsa, karsilik vermeden, dovulmeyi, gozaltina alinmayi goze alarak gitseler. Ama suc teskil edecek hic bir sey yapmasalar. Sessizce dursalar. Ne olur?

Gidemeyen demokratlar, kollarina o gun, siyah kurdeler taksa, evlerinin balkona, siyah birer bez parcasi assa. Dusmanlari yargilansa dahi, sirf demokrasi adina, sirf 301'e karsi olmak icin.

Bu ulkede, boyle bir kanun oldugu surece, bu kanun her uygulandiginda biz yastayiz denilse.

Her 301 davasi goruldugunde, gazetelerde, siyahlar icinde, sessizce oturan binlerce insanin resmi ciksa. Ya da, polis tarafindan dovulen binlerce sessiz insani izlesek televizyonlarda. Butun dunya izlese. Siyah direnis deseler adina, ya da "yastaki demokratlar".

Bir kac kose yazari, onlarla beraber kosesini karartsa, sadece siyah bir kurdele yayinlasa kosesinden.

Hukumet rahatsiz olsa, mahkemeye katilmayi yasaklasa. Bu sefer baska yerlerde, yine binlerce insan toplansa. Sessizce dursalar oyle. Vazgecmeyecegiz deseler, varliklariyla. Hukumet, ne yapacagini sasirsa. Adalet bakani, her hafta bu konuda sikistirilmaya baslasa, aciklamalar yapmak zorunda kalsa, dunya kamuoyuna rezil olduk diye uzulseler (cunku Turkiye kamuoyunun umurlarinda oldugunu sanmiyorum).

Sonra o binlerce insan, AKP'ye destek vermek icin, kapatilma davasinin gunu de siyahlara burunup ciksa, gelse. Mazlumun kim oldugu onemli degil, biz demokrasinin yanindayiz deseler. Sadece duruslariyla. Sadece varliklariyla.
 
Ne olur?

16:32 - 8/5/2008 - yorum {0} - yorum yaz

COK YAKINDA!!!

Reklam yapiyorum. Cok yakinda, Musluman ulkelerde yapilmiz bir anketin sonuclarini kisaca aktaracagim. Erkeklerin kadinlar hakkindaki dusunceleri ozellikle ogrenmeye deger.

23:38 - 6/5/2008 - yorum {0} - yorum yaz

Erkeğin Hanımı Üstündeki Hakları

Bu yaziyi kadin bolumune mi, din bolumune mi, mizah bolumune mi koysam bilemedim. Bazi seyleri aktarmak yeterli. Vakit gazetesinden boyle bir yazi getiriyorum bugun. Yorum yapmaya gerek yok aslinda; ama dayanamadim. Italiklerle yazilmis bolumler benim yorumlarim. "Hanimlar bunlari, mutlaka okuyun ve uygulayin, bu cok faydali bir yazi, her yerde dagitilmali" benzeri yorumlar yazan Vakit okurlarina da buradan selam olsun.


Erkeğin hanımı üstündeki hakları


Dışarısı ateş, ahlak namus yok gibidir, kocanıza sahip çıkın, güzel ahlakınızla, tatlı dilinizle, güzel yemeğinizle, evinizin temizliği intizamıyla veya hoşlandığı ne ise o usulle kocanızı evinize bağlayın. O, eve adımını atmak için can atsın.
 
Günümüzün çalışma şartları ağır, para kazanma çok zordur. (Yalan mi?) İş ahlakı, güzel ahlak kalmamıştır (Buna katilamayacagim, bir suru guzel ahlakli is arkadasim oldu). Erkek çoğu zaman bu şartlar karşısında bunalır, çok sıkıntı çeker (Ancak kadin bu sartlar altinda bunalmaz ve sikinti cekmez). Evine, tabir caizse pestil olmuş şekilde gelir (caiz). Yorgundur, sinir sistemi bozuktur (Kadin ise isinden istifa etmis, cocuklarini dadiya teslim etmis, evini hizmeticiye temizletmis, yemegini asciya yaptirmis, butun gun uyumus, dinlenmis, arkadaslariyla gezintiye gitmis, spalarda masaj yaptirmistir, dolayisiyla keyiften catlamak uzeredir). Bunu düzeltmek, sıkıntılarını unutturmak, onu neşelendirmek, ona destek olmak, yardımcı olmak kadına düşer. Bu halde eve gelen koca, haklı olarak hanımından en azından tatlı dil güler yüz, ilgi bekler. Bunu da göremezse dengesi iyice bozulur. Sözleri ve hareketleri normal olmaz. (Erkeklerin anormal olmasinin suclusu daima karilaridir) İslam âlimleri (Evinde huzuru olmayan erkek, dünya Cehennemindedir) buyuruyor. (Tanrim, bu erkeklerin kadinlardan cektiklerinin sonu hic gelmeyecek mi?!)

Bu kadar azapta olan insandan her türlü dengesizlik beklenir. Kadın, bardağı taşıran son damla olmamalı. Aksine, hemen devreye girmeli, onu hoş görmeli, idare etmeli, teselli etmeli. Onun evde olduğu zamanlar iş falan yapmamalı, onu neşelendirmeli, teselli etmeli. O olmadığı zamanlar işini gücünü yapmalı. (Calisan kadinlara not: Kocanizla ayni anda eve geliyorsaniz, kocanizin uyumasini bekleyin. Gece yarisindan sonra, herkes uyurken ev islerini yapin. Kocasi kahvede otururken calisan kadinlara ayri bir not: Adamin calismamasinin tek nedeni sizsiniz. Kendinize bir sorun, ben nerede hata yaptim diye).

Evli kadınlara hep tavsiyemiz şu oluyor; dışarısı ateş, ahlak namus yok gibidir, kocanıza sahip çıkın, güzel ahlakınızla, tatlı dilinizle, güzel yemeğinizle, evinizin temizliği intizamıyla veya hoşlandığı ne ise o usulle kocanızı evinize bağlayın. O, eve adımını atmak için can atsın. Yuvayı dişi kuş yapar, bunu da unutmayın.(Unutmayin, Allah erkekleri ahlak ve iradeden yoksun yaratti. Kendi nefislerine sahip olamazlar. Siz kendi nefsinize oldugu gibi, kocanizin nefsinden de sorumlusunuz. Kocaniz sizi aldatirsa, gunah sizindir, ahirette bunun cezasini cekersiniz.)

İslam âlimleri (şeytanlar kâfirlerle değil, Müslümanlarla uğraşıyor) buyuruyor. Nefsimiz keza, kuduruyor. Neye kuduruyor, tesettüre, namaza niyaza doğru itikada kudurup duruyor. Şeytan adamlarını sabah salarmış, gece rapor alırmış. birisi, namazını bozdurdum dermiş, tamam dermiş. Birisi orucunu bozdurdum dermiş, tamam dermiş. Diğeri haram yedirdim dermiş, tamam dermiş. Bir başkası da, karı ile kocanın arasını bozdum dermiş. Şeytan çok sevinir, ayağa kalkarmış, aferin dermiş, onu alnından öpermiş, en büyük işi başarmışsın dermiş, bu olunca hepsi zamanla bozulur dermiş. (Anlasilan Islam alimleri seytanin mekanina gizli kamera yerlestirmisler. Seytanin adamlarini alnindan opmesi ise cok ho sbir ayrinti. Kafamdaki seytan imajini bir anda degistirdi acikcasi.)

Onun için hep tetikte olmalı, şeytana nefse bu fırsatı vermemeli.

İslamiyet sadece kadına gelmedi, sadece kocaya da gelmedi. Sadece anneye babaya evlada da eşe dosta akrabaya da gelmedi, herkese geldi. Herkes uymak zorundadır. Kim uyarsa dünyada ve ahirette rahat eder, faydasını görür. Nasıl ki, arabanın bir lastiği patlayınca araba gitmiyorsa, nasıl ki saatin dişlilerinden biri kırılırsa saat çalışmıyor veya doğru göstermiyorsa, aileden birisinin de yanlışı, eksiği, bütün ailenin huzurunu, düzenini bozabilir, hatta yuvanın yıkılmasına sebep olabilir.

Buna göre herkes dikkat etmeli, haddini ve vazifesini bilmeli, kusurları için özür dileyip, yeni bir sayfa açıp, yeni bir başlangıçla hayata neşeyle devam etmeli. Dinimizde üzmek yasak olduğu gibi üzülmek de yasaktır, Müslümanı hep hoş görmeli, kusurunu örtmeli, görmemezlikten gelmeli. Bilmediğim bir mazereti vardır deyip, onu affetmeli. Affeden affedilir, seven sevilir. (Mesela, gazetenizin bir yazari pedofilse ve cocuklari taciz ediyorsa, affedin ki, siz de bir seks skandalina karistiginizda affedilebilesiniz. Hem mutlaka bir mazereti vardir. Zaman cocuklari cok bastan cikarici.)

Kocasına, elinden geldiği kadar güler yüzlü davranıp, sevgi göstermeli, dili ile de onu incitmemelidir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

''Kıyamette ALLAHü teâlâ, kocasına dili ile eziyet eden kadının dilini 70 arşın uzun yapıp, boynuna dolar. Kocasına kötü gözle bakan kadını da başı kesik ve bedeni parçalanmış hale çevirir.'' [Şir'a]  (Ben bunu 60 arsin olarak biliyordum. Hay Allah.)

Kadına ziynet eşyası mubahtır. Ziynet almak için kocasını müşkül duruma düşürmemeli, yabancılara ziynetlerini göstermemelidir! Böyle olunca ziynetleri Cennete girmelerine mani olmaz. Bir hadis-i şerif meali:
''Cennette kadınların az olduğunu gördüm. Sebebini sordum. "Onları altın ve ziynet eşyası meşgul etti" dediler.'' [İ. Ahmed]

(Senden ne gördüm) diyerek küfran-ı nimette bulunmamalıdır! İki hadis-i şerif meali şöyledir:
''Eğer kocalarına karşı küfran-ı nimette bulunmasalar, namaz kılanlar hemen Cennete girerdi.'' [Şir'a]

''Cehennem halkının ekseriyetini kadınların teşkil ettiğini gördüm. Sebebi de, çok lanet ederler ve kocalarına karşı küfran-ı nimette bulunurlar.'' [Buhari] (Dogal olarak, cehennemin cogunlugunu kadinlar olusturuyormus. Butun savaslari cikartanlar, uyusturucu kacakcilari, katiller, tecavuzculer, katiller, sapiklar kadin oldugu icin dogal karsiladim bu istatistiki bilgiyi.)

Kocasına bir iyilik yapmışsa, başına kakmamalıdır. Yeme ve giyme gibi hususlarda kocasını üzmemeli, yapamayacağı şeyi ondan istememelidir! Kocasının şerefini korumalı, her işte onun rızasını kazanıp gönlünü hoş etmeye çalışmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

''Kocanın hanımı üzerindeki hakkı, benim sizin üzerinizdeki hakkım gibidir. O halde kocasının hakkını gözetmeyen, ALLAHü teâlânın hakkını gözetmemiş olur.'' [Şir'a] (Bu onermedeki mantik hatasini isaret etmeye bile ugrasmayacagim.)

Kadın, kocasını üzmemelidir.
Bir gün Hazret-i Fatıma, ağlayarak babasının huzuruna geldi. Resulullah efendimiz buyurdu ki:
- Ya Fatıma, niçin ağlıyorsun?
- Kasıtsız söylediğim bir sözden Ali bana kızdı. Özür diledim. Fakat onu üzdüğüm için ağlıyorum.
- Kızım, bilmez misin, ALLAHü teâlânın rızası kocanın rızasına bağlıdır. Ne mutlu o kadına ki daima kocasının rızasını arar, kocası ondan razı olur. Kadınlar için en üstün ibadet, kocasına itaattir. Erkek, hanımından razı olunca, o kadın istediği kapıdan Cennete girmeye hak kazanır. Kocasını üzen kadın, onu razı edinceye kadar, ALLAHü teâlânın lanetinde olur.) [R. Nasıhin]

Koca hakkına riayet, kadına cihad etmiş gibi sevap kazandırır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
''Koca hakkına riayet, ALLAH yolunda cihad etmek gibidir.'' [Taberani] (Gazaniz mubarek olsun hanimlar, tum hayatiniz bir savas.)

''Kadın, kocasından izinsiz olarak nafile oruç tutamaz. Eğer tutarsa, aç ve susuz kalmış olur, sevap kazanamaz. Kocasından izinsiz evinden dışarı çıkamaz. Çıkarsa, gökteki melekler, geri evine dönünceye kadar ona lanet eder.'' [Taberani]  (Meleklerin bos vakti bol anlasilan).

''Bir erkek, ihtiyacı için hanımını çağırsa, kadın tandır başında olsa da, hemen ihtiyacına cevap versin!'' [Tirmizi] (Tandir basini anladim, ya dizustu bilgisayar basindaysa?)

''Kocası çağırdığı halde yatağa gelmeyen kadına melekler sabaha kadar lanet eder.'' [Buhari] (Ne bicim koca o, kadin gelmiyorsa, geldirtmesini bilmeli ama degil mi? Guzellikle olmazsa, zorla.)

''Kadın, kocasının izni olmadan kendi malını da harcayamaz.'' [Taberani] (Peki.)

''İzinsiz evden çıkan kadına, kocası razı oluncaya kadar, güneşin ve ayın doğduğu her şey lanet eder.'' [Deylemi] (Yalnizca melekler degil, esyanin da vakti bol. Dusunsenize, siz romantik romantik bir kayanin ustune cikmis, batan gunesi izliyor, dunyanin ne kadar guzel bir yer oldugunu dusunuyorsunuz. Ancak o esnada, kaya, evinden yarim saat once izinsiz cikmis Hatice Hanim'a lanet etmekle mesgul.  Bundan sonra dunyaya ayni gozle bakamayacagim.)

''Kadın, kocasından izinsiz [ana, baba, kardeşleri dahil] hiç kimseyi evine alamaz, nafile namaz kılamaz.'' [Taberani] Bence bunu Taberani kesin kendi uydurmus, hadis diye karisina yutturmaya calismis. Karisinin annesini hic sevmiyormus. Aslinda ben butun but hadislerin uydurma oldugunu dusunuyorum, Deylemi, ya da Taberani kimdir, onlara neden guvenmem gerekir bilmiyorum.)

''Kadınlarınızı süslü giyinmekten men ediniz! Beni İsrail kadınları süslü giyinip camiye gururlanarak yürüdükleri için lanetlenmişlerdir.'' [İbni Mace] (Aha, Yahudiler'in bir gunahini daha bulduk. Kadinlari susluymus.)

''Kocası razı oluncaya kadar, kadının namazları ve hiçbir iyiliği kabul olmaz.'' [Taberani] (Koyverin gitsin kadinlar,  bosuna iyilik yapmayin, zaten gecersizmis.)

''Kadın, kocasının hakkını ödemedikçe, ALLAHü teâlânın hakkını ödemiş olmaz.'' [Taberani]

''Kadının üzerinde en büyük hak sahibi kocasıdır, erkeğin de anasıdır.'' [Hakim] (Yani kocanizin size yaptigi her eziyetin acisini oglunuzdan cikarabilirsiniz. Oglunuz yoksa, uzgunum.)

''Kadının namazları kabul olmaz'' demek, namaz borcundan kurtulur, fakat namaz kılmakla meydana gelecek büyük sevaba kavuşamaz demektir. Namazı boşa gider demek değildir.

Bir kadından kocası razı olmazsa, kadın, günahının cezasını çektikten sonra, Cennete girer. Cennete sadece kâfirler girmez. Müslümanın günahı çok olsa da, sonunda mutlaka Cennete girer.

Karı koca iyi geçinip, birbirlerinin rızalarını almaya çalışmalıdır. (Tesekkurler, soylemeseydiniz, kari kocanin her gun kavga etmesi gerektigine olan derin inancim nedeniyle, hayatim zehir olacakti).

22:37 - 6/5/2008 - yorum {2} - yorum yaz

Etek Giy

Soru: TBMM'de kadinlarin pantolon giymesi neden yasak?

Bu ne sacmalik? Devamli pantolonla dolasan Hillary Clinton'a bakiyorum ve birden, etek giymek zorunda olan milletvekillerimiz, bakanlarimiz geliyor aklima.


20:48 - 6/5/2008 - yorum {0} - yorum yaz

Aglayan Adam Gulen

Bugun New York Times'da Fethullah Gulen'in Pakistan'da kurdugu ozel okullar mansetteki haberdi. Belki mansetten verilmesinden bile daha onemlisi, Pazar gazetesinde cikmasi. Pazar gazetesi, Amerika'da haftanin en onemli sayisidir ve sirkulasyonu cok yuksektir. Pek cok kisi sadece Pazar sayisina abonedir. Amerika'nin Gulen'e bu sicak bakisina ilk kez tanik olmuyorum. Zaten Gulen de basi sikisinca Amerika'ya gidiyor gibi. Hayir, arkasinda bir komplo teorisi aramiyorum. Ama Amerika'da bazi etkin kesimlerin Gulen'i koktenci Islam'a karsi ilimli Islam'in gulen yuzu olarak baktiklarini, bu yuzden yaptiklarini desteklediklerini, en azindan engellemeye calismadiklarini dusunuyorum. Amerika'da calisan bir Turk profesor de, Gulen'in tek amaci guc kazanmak diye dokturmus. Hayatini bir inanca adamis bir adami bu sekilde suclamak da gereksiz. Gulen'in niyetinin ne oldugu bir yere kadar belli, yaptiklari gostergesi. Batinin bilimi ile, Islam'in inancini bunyesinde birlestiren okumus bir sinif yaratmak ve bu sinifin yalnizca Turkiye'de degil, dunyada da Musluman ulkelerde onemli yerlere gelmesi. Ancak, bundan otesi muamma. Okuzun altinda buzagi aramiyorum; ama Gulen'in taraftarlarindan ve yetistirdigi ogrencilerden beklentileri var mi, varsa ne bilmiyorum. Bu konuda fikri olan, ya da Gulen'i destekleyen varsa, fikirlerini duymak isterim.

Ancak daha da ilginci su, Gulen'in okullari fena halde Bati'nin dunyanin orasina burasina actigi okullara benziyor. Bu okullar, pek cok ulkede elitleri yetistirmis ve onlar da ister istemez Bati kulturunden etkilenmislerdir. Ne derseniz deyin, su anda Gulen ayni seyi Turkiye icin yapiyor gibi gorunuyor. Yani Turkiye'nin nufuzunu Orta ve Guney Asya'da arttiriyor, onlarin elitlerini okullarinda, Turk ogretmenler bu ulkelerin elitlerini yetistiriyor. Bu ogrenciler ister istemez, Turk kulturune sempati, hatta belki hayranlik duyacaklardir. Turkiye'yi onemli bir ulke olarak goreceklerdir. Mesela Orta Asya'da Gulen okullari, ulkemizdeki yabanci kolejler gibi prestijli ve elit okullarmis, mezunlarini da Amerika'ya gondermeye calisiyor, universite icin. Bu okullar, derslerde din ogretmiyor, ders disinda, dine agirlik veriliyor, yurtlarda. Dersler genellikle Ingilizce, fen ve matematige onem veriliyor.

Gulen'in askerle hoslasmadigini biliyoruz. Onu laik duzene bir tehdit olarak goruyorlar. Bir de halam sevmiyor Gulen'i. Bir Ramazan ayinda, bir yerel kanali actiginda, her gun devamli aglayan bir adamla karsilastigini soyluyordu. "Durmadan agliyor, yuzu gozu, burnu yas icinde, bu kacinci rastlayisim, kim bu adam? Ne dedigine bile dikkat edemiyorum." diye bize televizyonu acip Gulen'i gostermisti. Ailemizde o gunden beri Gulen, Aglayan adam diye anilir.

Laik kesimin de Gulen'i sevmedigi acik. Yalniz merak ediyorum. Dini kesimi, dini gruplari bu kadar sevmeyen laik kesim olarak (bugunluk kendimi de bu laik gruba dahil edecegim, yalniz fanatik laikci degil de, laik) biz ne yapiyoruz? Gulen, Orta Asya'dan Pakistan'a, Nijerya'ya dek acilirken, en fakirinden, en zenginine tum Musluman dunyayi sekillendirmeye calisirken, alkislanacak bir basari gosteriyor, biz ne yapiyoruz? Gulen'den suphe etmek kolay, AKP'yi suclamak kolay, ama Turkiye'de sivil toplum adina ne varsa, sadece dini kesimde var, artik bunu gormenin zamani geldi. Dindar kesim, cesitli sekillerde orgutlenip, sivil toplum olarak gittikce aktiflesmekteyken, laik Turkler, susi yemekten ileri gitmezse, sag halka ulasirken, sol armut toplarsa, dengelerin gittikce laik kesimin ve sol kesimin (ikisini ayri tutuyorum) aleyhine donmesi kacinilmaz. Orgutlenmeyeni orgutlendirirler ve orgut orgutleyenindir diyorum. Iyi haftalar.

Okumak isteyenler icin: tiklayiniz.

21:21 - 4/5/2008 - yorum {1} - yorum yaz

Bahar ve Guz

Turk sitelerinde cok siir var. Agirlik Turk siirlerinde. Ben de bugun bir Ingiliz siiri yazmak istiyorum buraya. Cok unlu bir siir; ama Turkiye'de bilindigini sanmiyorum:

SPRING AND FALL                                         BAHAR VE GUZ
Margaret, are you grieving                         Margiret, yasini mi tutuyorsun
Over Goldengrove unleaving?                    Yapraklarini dokmesinin Goldingrov'un?
Leaves, líke the things of man, you             Yapraklar ki insanlara ait seyler gibi, senin
With your fresh thoughts care for, can you?  Taze dusuncelerinle sevdigin, yapabilir misin?
Ah! as the heart grows older                       Ah! Kalp yaslandikca
It will come to such sights colder                Oyle soguk manzaralar gorecek
By and by, nor spare a sigh                        Gunun birinde, bir ic dahi cekmeyecek
Though worlds of wanwood leafmeal lie;      Yaprak yiginlarinin dunyalari uzandigi halde
And yet you will weep and know why.         Sen yine aglayacaksin ve bileceksin neden
Now no matter, child, the name:                  Simdi, cocuk, ne olursa olsun adi
Sorrow’s springs are the same.                     Kederin kaynaklari hep ayni
Nor mouth had, no nor mind, expressed        Ne agzin, hayir, ne de aklin ifade ettigi
What heart heard of, ghost guessed:              Kalbin isittigi ve ruhun tahmin ettigi
It is the blight man was born for,                 Bu insanin yasamak icin dogdugu felaket
It is Margaret you mourn for.                     Senin yasini tuttugun, Margiret

–Gerard Manley Hopkins



16:06 - 2/5/2008 - yorum {0} - yorum yaz

Son Sayfa Sonraki Sayfa

Tanım
Siyaset yazıyorum. Irkçılığa, ayırımcılığın her türlüsüne, tahammülsüzlüğe, demokrasi karşıtlığına, savaş çığırtkanlığına karşı, çoğulculuk, hoşgörü, barış için yaziyorum. Yazıp, yazıp denize atıyorum. Bulan okur, okuyar anlar, anlayan beğenir diye umarak.

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Hafiye blog
Sawyer
Yok ki
Altin kizlar

Son yazılar
- Turban ve Hamile Savunma Bakanlari
- Memleketimden Uzakta Insan Manzaralari
- Ah Burma, Yuregimi Burma
- Hayatin Anlami Nedir ki?
- 301'e Karsi
- COK YAKINDA!!!
- Erkeğin Hanımı Üstündeki Hakları
- Etek Giy
- Aglayan Adam Gulen
- Bahar ve Guz

Arkadaşlarım
- misket
- TheLostHighway
- garine
- antigone1
- onuruysal